Ölüm gelir ve toparlar dağıttığımız her ne varsa…
Rabbim bizi güzel insanlarla karşılaştır dostlarınla aynı yolda yürüt, senin razı olduğun topluluklarda senin razı olduğun hareketleri yaptır, senin razı olduğun insanlarla razı olduğun bir hayat nasib eyle..
Ömrümüzü senin yolunda harcayabilmemizi nasib et.
Rabbim vaktimizi naktimizi ne yolda harcamamız gerektiğini bize göster biz aciziz anlamıyoruz, bilemiyoruz.
Rabbim ellerimizden tut.
İnsanlara fayda sağlayabilen hayırlı kullarından olabilmemizi nasib et.
Bize kapılar aç hayırlı olana ulaştır Allah’ım.
Senin gücün her şeye kadir sen bizleri nefislerimizle bir saniyeliğine bile baş başa bırakma…
Güzel insanları güzel insanlarla buluştur inşallah..
Allah için…
var bir derdim
Bismillah…
Konuştukça kerem, sustukça verem olmaktır hayat.
Ey kalbin üzerinde titreyen hüzün!
Acıya Bismillah!
Ateşe Bismillah!
Gözyaşına Bismillah!
Şehadet’e son hazırlık…
Mısırlılar, öleceklerini bile bile fakat ölümden korkmadan darbeye karşı direnişe devam ediyor.
Mısır’da önceki gün gerçekleştirilen büyük katliamdan sonra darbe karşıtı gösterilere katılan Mısırlılar, ölmeleri halinde kimliklerinin tespit edilebilmesi için isimlerini vücutlarına yazıyorlar.
Yara… Göz… Kemik…
Mısır’ın başkenti Kahire’deki Rabiatul Adeviyye Meydanı’ndan her saniye bir göstericinin yaralandığına işaret eden, “gerçek mermi” sözleri duyuluyor. Kalabalık yol vererek, yaralıları taşıyanların hastaneye kadar ulaşmasını sağlıyor. Hastanede müsait olan doktor, göstericilerden getirdikleri yeni yaralıyı, ilk müdahalesi bitmiş hastadan boşalan yatağa koymalarını talep ederek tedavisine başlıyor.
Hastane Müdürü Hişam İbrahim, “Yara… göz… kemik…” diye bağırarak, doktorlara, yaralıların hangi bölgelerine müdahale etmeleri gerektiği konusunda yönlendirmelerde bulunuyor.
Kan, hangi yaralıya ait olduğu belli olmaksızın hastanenin her yerine yayılmış durumda. Başlarından vurulan yaralıların kafalarından, ağızlarından ve burunlarından hava yerine kan akıyor.
Yaralılardan yükselen inlemeler ile Sisi’ye yapılan “Rabbimiz senden intikamını alsın” beddualarına, doktorların, “Buraya acilen tüp lazım”, “Acilen teneffüs borusuna ihtiyacım var” ve “Acil müdahale” çağrıları birbirine karışıyor.
Sahra hastanesi görevlilerinden Yahya Mekkiye, göstericilere yönelik müdahalenin ardından meydanda can pazarı yaşandığını anlatıyor.
Mekkiyye, “Yaralılar, sabah namazdan sonra ilk 3 saat içerisinde getirildi. Hepsi vücutlarına isabet eden gerçek mermilerle yaralanmıştı. Getirilenlerin çoğu, keskin nişancılar tarafından açılan ateşle başlarından vurulmuştu” diyor.
Öte yandan, meydanda kurulu platformdan aralarında gösterileri bitirmeyi hedefleyen provokatörlerin bulunduğuna dair anonslar yapılarak, göstericilere, eylemlerini barışçıl şekilde sürdürmeleri ve kendilerine saldırıda bulunan olursa meydandaki güvenlik görevlilerine bildirmeleri için çağrılar tekrarlanıyor.
Görgü tanıkları, gece boyunca Rabiatul Adeviyye Meydanı yakınındaki meçhul asker anıtının etrafında göstericiler ile güvenlik güçleri arasında çatışmaların devam ettiğini, emniyet güçlerinin göz yaşartıcı gaz ile gerçek mermi kullandığını ifade ediyor.
İki Simge
Yaşlı Kızılderili reisi kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, az ötede birbiriyle boğuşup duran iki kurt köpeğini izliyorlardı. Köpeklerden biri beyaz, biri siyahtı ve oniki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin kulübesi önünde boğuşup duruyorlardı. Dedesinin sürekli göz önünde tuttuğu, yanından ayırmadığı iki iri kurtköpeğiydi bunlar. Çocuk, kulübeyi korumak için bir köpeğin yeterli olduğunu düşünüyor, dedesinin ikinci köpeğe neden ihtiyacı olduğunu ve renklerinin neden illa da siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu artık. O merakla, sordu dedesine: Yaşlı reis, bilgece bir gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı.
– “Onlar” dedi, “benim için iki simgedir evlat.”
– “Neyin simgesi” diye sordu çocuk.
– “İyilik ile kötülüğün simgesi. Aynen şu gördüğün köpekler gibi, iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm. Onun için yanımda tutarım onları.”
Çocuk, sözün burasında; ‘mücadele varsa, kazananı da olmalı’ diye düşündü ve her çocuğa has, bitmeyen sorulara bir yenisini ekledi:
– “Peki” dedi. “Sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?”
Bilge reis, derin bir gülümsemeyle baktı torununa.
– “Hangisi mi evlat? Ben, hangisini daha iyi beslersem!”
Sibğatallah صِبْغَةَ اللّهِ
صِبْغَةَ اللّهِ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللّهِ صِبْغَةً وَنَحْنُ لَهُ عَابِدونَ
(Ey mü’minler! Deyiniz ki, bizim boyamız) Allah’ın boyasıdır. Allah’ın boyasından boyası daha güzel olan kim vardır? Ve bizler ancak ona ibadet edenleriz.
Kardeşlerim!
Kardeşlerim!
Sizler şu ana kadar herhangi bir partiye ya da kuruluşa katılmadığınız gibi, onların herhangi birisine düşmanca davranmış da değilsiniz. Sizler, Allah’ın Resulü’nden başka bir öndere uymuş değilsiniz; Allah’ın kitabından başka bir yol kabul edip beğenmiş değilsiniz; İslam’dan başka bir amaç da edinmiş değilsiniz.
“Kayzer’in hakkını Kayzer’e, Allah’ın hakkını Allah’a ver’ diye bir öğreti yoktur İslam’ın öğretileri arasında. Aksine İslam’ın öğretileri arasında olan şudur; “Kayzer’in kendisi de Kayzer’e ait olanlar da, bir ve Qahhar olan Allah’ındır”
Kardeşlerim!
Dava hakkında konuşmaya başlamadan önce sizlere şu soruları yöneltmek istiyorum: İnsanlar rahata ersin diye gereği gibi cihad etmeye hazır mısınız? İnsanlar biçsin diye ekmeye hazır mısınız? Son olarak, ümmetiniz hayat bulsun diye ölmeye hazır mısınız?
ŞEHİD İMAM HASAN el-BENNA